İçeriğe geç
Educora
Üniversite25 dk26 / 27

Biçimcilik, yapısalcılık, alımlama: uygulamada çözümleme araçları

Öykü ve olay örgüsü, baskın öğe, Jakobson'un altı işlevi, Greimas'ın eyleyenler modeli, Genette'in anlatıbilimi, Jauss'un beklenti ufku ve Iser'in “boşlukları”: her araç Azerbaycan metinleri üzerinde adım adım uygulanır.

Kendini test et
Bu derste öğreneceklerin
  • Biçimci kavramları (öykü, olay örgüsü, sanat yolu, baskın öğe) bir metne uygulamak
  • Bir anlatıyı Greimas'ın eyleyenler modeli ve Genette'in ulamlarıyla çözümlemek
  • Bir eserin alımlanma tarihini alımlama kuramının kavramlarıyla açıklamak
  • Her yöntemin gücünü ve sınırlarını gerekçelendirmek

Edebiyat kuramı dersinde okulların haritasını gördük; bu ders ise bir alet çantasıdır. Biçimci sorar: metin nasıl yapılmış? Yapısalcı: hangi sistemin görünümüdür? Alımlama kuramı: okur onu nasıl tamamlar? Her sorunun kendi kesin araçları vardır ve her aracı bir Azerbaycan metni üzerinde deneyeceğiz.

Biçimcilik: “Nasıl yapılmış?”

Rus biçimcileri edebiyat biliminin konusunu edebîlik diye adlandırdı: bir metni edebî kılan nitelikler (R. Jakobson, 1921). Metin sanat yollarının (priyom) bir sistemidir; V. Şklovski'nin yabancılaştırması tanıdık olanı yeniden görmeye zorlar. B. Tomaşevski Edebiyat Kuramı'nda (1925) fabula (öykü) ile süjeyi (olay örgüsü) ayırdı: fabula olayların kronolojik ve nedensel sırası, süje ise metnin bu olayları sunuş düzenidir. Y. Tınyanov ve Jakobson baskın öğe (dominant) kavramını geliştirdi: eserin öteki öğelerini kendine bağlayan yönetici bileşen.

Fabula (ne oldu) → sanat yolları (sıra, hız, bakış) → Süje (nasıl anlatıldı)
burada:
  • Fabulaolayların kronolojik ve nedensel zinciri, yani “ham madde”
  • Sanat yoluham maddeyi sanatsal biçime dönüştüren yol
  • Süjeolayların metinde sunuluş düzeni ve biçimi

Aynı fabuladan farklı süjeler kurulabilir; edebîlik tam da bu dönüşümde doğar.

Etkenİşlevİletinin yöneldiği yerÖrnek
Göndericiheyecana bağlıkonuşanın duygusuna“Ah, derdim…”
Alıcıçağrıdinleyiciyi etkilemeye“Hanım hey!” (Dede Korkut)
Bağlamgöndergeselgerçekliğe“Nizami Gence'de yaşamıştır.”
İletişiirseliletinin kendi biçimineredif, kafiye, aliterasyon
Kanalilişki kurmailetişimin kendisine“Alo, duyuyor musun?”
Kodüstdildilin kendisine“Mecnun Arapçada ‘deli’ demektir.”
R. Jakobson, “Dilbilim ve Poetika” (1960). Her metinde birkaç işlev vardır; fark, hangisinin baskın olduğundadır.
Şiirsel işlev: eşdeğerlik ilkesi seçim ekseninden → birleşim eksenine yansıtılır
burada:
  • Seçim eksenibirbirinin yerine geçebilen sözcükler dizisi (dizisel): dağ, tepe, doruk…
  • Birleşim eksenisözcüklerin cümlede ardışık dizilişi (dizimsel)
  • Eşdeğerlikses, hece sayısı, kafiye ve anlam benzerliği

Günlük konuşmada benzer sözcüklerden biri seçilir; şiirde ise benzerlik zincirin kendisi olur: eşit hece sayısı, aynı kafiye ve redif dizeleri birbirine “eşit” kılar.

Yapısalcılık: sistem, karşıtlık, eyleyen

F. de Saussure'ün Genel Dilbilim Dersleri (1916) dilin bir farklar sistemi olduğunu gösterdi: bir göstergenin anlamını onu öteki göstergelerden ayıran özellikler belirler. C. Lévi-Strauss (1955) bu düşünceyi mitlere uyguladı: olay örgüsünün ardında ikili karşıtlıklar durur (doğa — kültür, yaşam — ölüm). A. J. Greimas ise (1966) Propp'un yedi rolünü üç eksen üzerinde altı eyleyene genelleştirdi. Eyleyen bir kişi değil, olay örgüsündeki işlevsel bir konumdur.

Gösterge = Gösteren / Gösterilen
burada:
  • Gösterenses imgesi: “ağaç” sözcüğünün sesi
  • Gösterilenkavram: ağaç düşüncesi

Bağ nedensizdir (keyfîdir): Azerbaycanca ağac, İngilizce tree ve Almanca Baum aynı kavramı farklı seslerle anlatır.

Gönderen → Nesne → Alıcı↑ istek ekseni: Özne → NesneYardımcı → Özne ← Engelleyici
burada:
  • Özne / Nesneistek ekseni: kim neye ulaşmak ister
  • Gönderen / Alıcıiletim ekseni: arayışı kim ya da ne başlatır, sonuçtan kim yararlanır
  • Yardımcı / Engelleyicigüç ekseni: özneye kim yardım eder, kim engel olur

A. J. Greimas'ın eyleyenler modeli (1966): altı eyleyen, üç eksen.

Örnek 1. Fuzuli'nin *Leyla ile Mecnun*'u eyleyenler modelinde

Greimas'ın modelini Fuzuli'nin Leyla ile Mecnun'una uygula. Kişiler: Mecnun (Kays), Leyla, Leyla'nın babası, Nevfel (Mecnun için Leyla'nın kabilesiyle savaşan Arap reisi), İbn Selam (Leyla'nın verildiği kişi), Mecnun'un babası (aşktan kurtulsun diye oğlunu Kâbe'ye götürür). Rolleri belirle ve modelin neyi ortaya çıkardığını açıkla.

Çözümü göster
1) Özne — Mecnun; nesne — önce Leyla'ya kavuşmak.
2) Gönderen — aşkın kendisi (Mecnun'u harekete geçiren güç); alıcı — Mecnun ve geniş anlamda aşkın özünü öğrenen okur.
3) Yardımcı — Nevfel; engelleyiciler — Leyla'nın babası, kabile töresi, İbn Selam.
4) Bir paradoks: Mecnun'un babası yardım etmek ister, ama Mecnun Kâbe'de aşktan kurtulmayı değil, aşkının artmasını diler; yardımcının niyeti boşa çıkar. Nevfel'in savaşı da Mecnun'a Leyla'yı kazandırmaz.
5) Temel sonuç: nesne kayar. Sona doğru Mecnun'un amacı bedensel kavuşma değil, aşkın kendisi, yani ilahî bir anlama yükselen olgunluk olur. Model bu kaymayı görünür kılar ve şiirin tasavvufi-felsefi katmanını açar.

Anlatıbilim: Genette'in beş sorusu

UlamSoruKavramlar
SıraOlaylar hangi sırayla anlatılır?analepsis (geriye dönüş), prolepsis (ileriye sıçrama)
SüreBir olay metinde ne kadar yer tutar?sahne, özet, eksilti (atlama), duraklama (betimleme)
SıklıkKaç kez anlatılır?tekil, yinelemeli, tekrarlayıcı (“her sabah…”)
Kip (odaklanma)Kim görür?sıfır, iç, dış odaklanma
SesKim konuşur?homodiyejetik (olaya katılan) ve heterodiyejetik (dışarıdan) anlatıcı
G. Genette, Figures III (1972).
Örnek 2. Bamsı Beyrek Boyu: fabula, süje, ses

Dede Korkut Kitabı'ndaki Bamsı Beyrek Boyu'nun fabulasını kur, ardından süjeyi Genette'in sıra, süre, ses ve odaklanma ulamlarıyla çözümle.

Çözümü göster
1) Fabula: beşik kertmesi → Beyrek'in Banu Çiçek'i kazanması → düğün arifesinde tutsaklık → Bayburt kalesinde 16 yıl → Yaltacuk'un yalan haberi ve Banu Çiçek'in başkasına verilme hazırlığı → Beyrek'in bunu duyup kaçması → ozan kılığında dönüş → tanınma → düğün.
2) Sıra: süje çoğunlukla kronolojiktir; sözlü destanda dinleyicinin anlaması önceliklidir.
3) Süre: 16 yıllık tutsaklık bir iki cümlede geçilir (özet, eksiltiye yakın); dönüş ve tanınma ise geniş sahnelerle ve soylamalarla verilir. Destanın dikkati acının uzunluğuna değil, sadakatin sınanmasına ve tanınmaya yönelir.
4) Ses: anlatıcı olaylara katılmaz, heterodiyejetiktir; sonda Dede Korkut gelip “boy boylar” ve hikâyeyi çerçeveler.
5) Odaklanma: çoğunlukla sıfır odaklanma, yani anlatıcı her şeyi bilir. Tanınma sahnesinde ise okur ozanı çevresindekilerin gözüyle “sınar”: onu tanıyacaklar mı? Bu kısa bakış kayması gerilim yaratır.
Sonuç: sürenin eşitsiz dağılımı destanın değer sistemini, yani vefa ve tanınmayı ortaya çıkarır.

Alımlama: metin okurla tamamlanır

H. R. Jauss, 1967'de Konstanz Üniversitesi'nde verdiği bir derste edebiyat tarihini bir alımlama tarihi olarak yeniden düşünmeyi önerdi. Her okur metne bir beklenti ufkuyla gelir: tür kuralları, önceki okuma deneyimi, değerler. Yeni bir eserle bu ufuk arasındaki fark estetik mesafedir. W. Iser (Örtük Okur, 1972; Okuma Edimi, 1976) metinde boşluklar, yani okurun doldurduğu söylenmemiş yerler bulunduğunu ve metnin belirli bir okur konumunu, örtük okuru varsaydığını gösterdi. S. Fish (1980) ise yorumu tek tek bireylerin değil, ortak okuma kuralları olan yorum topluluklarının biçimlendirdiğini ekledi.

Estetik mesafe = eserin yeniliği − okurun beklenti ufku
burada:
  • Beklenti ufkutür, dil ve yaşam deneyiminden doğan beklentiler
  • Estetik mesafeyeni eserin bu beklentileri ne ölçüde bozduğu

Bu, sayıyla hesaplanan bir formül değil, niteliksel bir şemadır: mesafe büyükse eser önce reddedilip sonra klasikleşebilir.

Örnek 3. Ahundzade ve Sabir: bir alımlama tarihi

Ahundzade'nin 1850'lerde yazılmış komedilerinin ve Sabir'in hicvinin alımlanma tarihini Jauss'un kavramlarıyla açıkla.

Çözümü göster
1) Beklenti ufku: XIX. yüzyılın ortasında Azerbaycan okurunun beklentileri daha çok gazel, destan ve halk gösterileriyle biçimlenmişti; Avrupa tipi sahne komedisi bu ufukta yoktu.
2) Estetik mesafe: gündelik hayatı ve sıradan insanların konuşmasını sahneye taşıyan komediler bu ufuktan çok uzaktı. Azerbaycan Türkçesiyle ilk kez ancak 1873'te, yazılışlarından yaklaşık yirmi yıl sonra sahnelendiler.
3) Ufkun değişmesi: tiyatro, basın ve aydınlanmacılık yeni bir okur yetiştirdi; bugün bu komediler millî tiyatronun klasikleridir, mesafe “kapanmıştır”.
4) Sabir'in hicvi de sağlığında tutucu çevrelerin sert tepkisiyle karşılanmış, sonra klasikleşmiştir.
Sonuç: alımlama tarihi eserin değerini değil, okurun değişimini gösterir; büyük estetik mesafe çoğu zaman geleceğin klasiğinin işaretidir.
Örnek 4. Deli Dumrul'da boşluk

Deli Dumrul Boyu'nda kadının canını kocasına verme kararının gerekçeleri neredeyse hiç açıklanmaz. Bu yeri Iser'in ve Fish'in kavramlarıyla çözümle.

Çözümü göster
1) Boşluk: metin kadının iç karar sürecini göstermez, yalnızca sözlerini verir; gerekçeyi okur kurar.
2) Örtük okur: metin, anne babanın reddini kadının rızasıyla karşılaştırıp sadakatin değerini kendisi çıkaracak bir okur varsayar.
3) Yorum toplulukları boşluğu farklı doldurur: dinî okuma — ilahî sınav ve merhamet; aile ahlakı — kadının vefası; çağdaş toplumsal cinsiyet okuması — kadının kendi seçimi ve iradesi.
4) Sonuç: boşluk metnin kusuru değil, işleyiş biçimidir; ama her okuma metnin olgularıyla, yani anne babanın reddiyle, kadının sözleriyle ve Tanrı'nın ödülüyle sınanmalıdır.
  1. 1916
    Saussure, Genel Dilbilim Dersleri
  2. 1921
    Jakobson: “edebîlik” kavramı
  3. 1925
    Tomaşevski, Edebiyat Kuramı: fabula ve süje
  4. 1955
    Lévi-Strauss: mitin yapısal incelenmesi
  5. 1960
    Jakobson, “Dilbilim ve Poetika”
  6. 1966
    Greimas: eyleyenler modeli
  7. 1967
    Jauss'un Konstanz dersi
  8. 1972
    Genette, Figures III; Iser, Örtük Okur
  9. 1980
    Fish: yorum toplulukları
1 / 7
Boşlukları doldur
  1. 1.Biçimciler olayların kronolojik-nedensel sırasına diyordu.
  2. 2.Greimas'ın modelinde özneye engel olan eyleyene denir.
  3. 3.Genette'e göre “Kim görür?” sorusu ile ilgilidir.
  4. 4.Yeni bir eserle okurun beklenti ufku arasındaki fark estetik adını alır.
  5. 5.Jakobson'a göre iletinin kendi biçimine yönelen işlev işlevdir.

Önemli noktalar

  • Biçimcilik metni sanat yollarının sistemi olarak okur: fabuladan süjeye dönüşüm ve baskın öğe temel araçlardır.
  • Jakobson'un altı işlevinden şiirde şiirsel işlev baskındır: eşdeğerlik zincirin kendisi olur.
  • Yapısalcılık sistemi arar: gösterge = gösteren / gösterilen; Greimas'ın altı eyleyeni üç eksene yerleşir.
  • Genette'in ulamları: sıra, süre, sıklık, kip (kim görür), ses (kim konuşur).
  • Alımlama: beklenti ufku ve estetik mesafe (Jauss), boşluklar ve örtük okur (Iser), yorum toplulukları (Fish).
  • Eyleyen bir kişi değil işlevdir; alımlama da görecelik değildir: her okuma metinle sınanır.

Kendini test et

10 soru. Her doğru cevap XP kazandırır.

1 / 10
Tomaşevski'ye göre fabula nedir?