- Zihin–beden sorunundaki başlıca görüşleri ve onlara yöneltilen itirazları karşılaştırmak
- Turing testini, Çin odasını ve bilincin zor problemini açıklamak
- Popper'ın yanlışlanabilirlik ölçütünü modus tollens ile iddialara uygulamak
- Kuhn'un olağan bilim, anomali, kriz ve devrim döngüsünü açıklamak
Sıcak bir tavaya dokunup acı hissettiğinde, bu acı yalnızca nöronların ateşlenmesi midir, yoksa daha fazlası mı? İnsan gibi cevap veren bir bilgisayar gerçekten düşünür mü? Neden astronomiye güveniriz de astrolojiye güvenmeyiz? Zihin felsefesi zihnin fiziksel dünyadaki yerini, bilim felsefesi ise o dünya hakkında güvenilir bilgiyi nasıl edindiğimizi sorar.
Zihin–beden sorunu
Descartes'a göre zihin (düşünen, yer kaplamayan töz) ile beden (yer kaplayan töz) tamamen farklıdır. Bohemya Prensesi Elisabeth 1643'te ona yazdığı mektuplarda maddi olmayan bir ruhun maddi bir bedeni nasıl hareket ettirebileceğini sordu. Bu, etkileşim sorunudur. 20. yüzyıl başka yanıtlar getirdi. Gilbert Ryle Zihin Kavramı (1949) adlı kitabında düalizmle “makinedeki hayalet” diye alay etti: ona göre zihinsel sözcükler davranma eğilimlerini anlatır. Place (1956) ve Smart (1959) özdeşlik kuramını öne sürdü: zihinsel durumlar beyin durumlarıyla özdeştir. 1960'larda Hilary Putnam işlevselciliği geliştirdi: bir zihinsel durumu rolü —neyin ona yol açtığı ve neye yol açtığı— belirler; bu yüzden acı çok farklı “donanımlarda”, örneğin bir ahtapotta ya da bir robotta da mümkündür (çoklu gerçeklenebilirlik).
| Görüş | Temel iddia | Başlıca itiraz |
|---|---|---|
| Töz düalizmi (Descartes) | zihin ve beden iki farklı tözdür | nasıl etkileşirler? (Elisabeth) |
| Davranışçılık (Ryle) | zihinsel durumlar davranma eğilimleridir | iç yaşantıyı yok sayar; bir oyuncu acıyı taklit edebilir |
| Özdeşlik kuramı (Place, Smart) | zihinsel durum = belirli bir beyin durumu | bambaşka bir beyne sahip ahtapot acı duyamaz mı? |
| İşlevselcilik (Putnam) | zihinsel durum işlevsel bir roldür | “nasıl hissettirdiğini” dışarıda bırakır |
| Özellik düalizmi | töz birdir, ama zihinsel özellikler fiziksel olanlara indirgenemez | bu özellikler dünyayı nasıl etkiler? |
En zor soru bilincin kendisidir. Thomas Nagel 1974'te “Yarasa Olmak Nasıl Bir Şeydir?” makalesinde, bir yarasanın dünyayı yaşamasının öznel bir “nasıllığı” olduğunu ve bunun dışarıdan fiziksel bir betimlemeyle tam olarak yakalanamayacağını yazdı. 1982'de Frank Jackson “Mary'nin odası” düşünce deneyini önerdi. 1995'te David Chalmers “kolay problemleri” (beynin işlevlerini açıklamak) “zor problem”den ayırdı: öznel yaşantı neden var?
Mary, renkli görmeyle ilgili bütün fiziksel olguları bilen, ama bütün hayatını siyah-beyaz bir odada geçirmiş bir bilim insanıdır. Bir gün odadan çıkar ve ilk kez kırmızı bir gül görür. Yeni bir şey öğrenir mi? Argümanı öncüller ve sonuç biçiminde yaz ve iki olası yanıtı değerlendir.
Çözümü gösterÇözümü gizle
2) Ö2: Çıktıktan sonra yeni bir şey öğrenir: kırmızıyı görmenin nasıl bir şey olduğunu.
3) Sonuç: demek ki bütün olgular fiziksel olgu değildir → fizikalizm yanlıştır (argüman geçerlidir; soru öncüllerin doğru olup olmadığıdır).
4) Yetenek yanıtı: Mary yeni bir olgu değil, yeni yetenekler kazanır: kırmızıyı tanımak ve hayal etmek. O zaman Ö2 reddedilir.
5) “Eski olgu, yeni tarz” yanıtı: zaten bildiği fiziksel bir olguyu yeni bir yolla, doğrudan yaşantıyla kavrar.
6) İlginç bilgi: Jackson sonradan fikrini değiştirdi ve fizikalizmi kabul etti. Argüman bugün de tartışılıyor.
Makineler düşünebilir mi?
“Makineler düşünebilir mi?” sorusunu ele almayı öneriyorum.
Turing soruyu pratik bir testle değiştirdi: yalnızca yazışarak iletişim kuran bir yargıç makineyi insandan güvenilir biçimde ayırt edemiyorsa, makinenin zeki olduğunu kabul etmeliyiz (“taklit oyunu”). 1980'de John Searle “Çin odası” ile yanıt verdi: Çince bilmeyen biri bir odada oturur ve bir kurallar kitabına bakarak Çince sorulara Çince karakterlerle cevap verir. Dışarıdan dili anlıyormuş gibi görünür, ama yalnızca simgeleri yerinden oynatmaktadır. Searle'e göre sözdizimi anlam değildir: simgeleri kurallara göre işlemek anlamak demek değildir. “Sistem yanıtına” göre ise anlayan tek başına kişi değil, bütün sistemdir: kişi, kurallar ve oda birlikte. Bu tartışma bugün büyük dil modelleriyle yeniden gündemde.
Bilimi bilim yapan nedir? Popper
Bilimi bilim olmayandan ayırmaya sınır çizme sorunu denir. 1920'ler ve 1930'larda Viyana Çevresi filozofları anlamlı önermelerin deneyimle doğrulanabilir olması gerektiğini düşünüyordu. Karl Popper (1902–1994), Bilimsel Araştırmanın Mantığı (1934) adlı eserinde başka bir yol önerdi. Hume'un tümevarım sorununu hatırla: hiçbir gözlem sayısı genel bir kuramı kanıtlamaz, ama açık tek bir karşı örnek onu çürütebilir. Demek ki bilim cesur varsayımlar ortaya atar ve onları çürütmeye çalışır. Bir kuram yanlışlanabilirse, yani belirli gözlemleri “yasaklıyorsa” bilimseldir. Popper'ın örneği Einstein'ın kuramıydı: ışığın Güneş yakınında büküleceğine dair riskli bir öngörüde bulundu ve bu 1919 güneş tutulmasında sınandı. Karşıt örnek olarak ise Freud ve Adler'in psikanalizini gösterdi: ona göre bu kuramlar her davranışı açıklayabiliyordu, bu yüzden hiçbir gözlem onları çürütemezdi.
- Tsınanan kuram (yardımcı varsayımlarla birlikte)
- Okuramdan çıkarılan öngörü (gözlem)
- ⊢“mantıksal olarak çıkar”
Popper'ın asimetrisi mantık dersindeki biçimleri kullanır: öngörü doğru çıkarsa T kanıtlanmış olmaz (bu, sonucu onaylama safsatası olurdu); yanlış çıkarsa T, modus tollens ile çürütülür.
Her önermenin yanlışlanabilir olup olmadığını belirle ve gerekçelendir.
a) “Bütün metaller ısıtılınca genleşir.”
b) “Her şey bir sebepten olur.”
c) “Yarın ya yağmur yağacak ya da yağmayacak.”
d) Bir burç yorumu: “Bu hafta bazı zorluklarla, ama fırsatlarla da karşılaşabilirsin.”
e) “Bütün kuğular beyazdır.”
Çözümü gösterÇözümü gizle
b) Yanlışlanamaz: her olay için “bir sebebi vardı” denebilir; hiçbir gözlemi yasaklamaz.
c) Yanlışlanamaz: her zaman doğrudur (totoloji), ama dünya hakkında hiçbir şey söylemez.
d) Yanlışlanamaz: o kadar belirsizdir ki her haftaya uyar.
e) Yanlışlanabilir ve gerçekten yanlışlandı: 1697'de Willem de Vlamingh'in keşif gezisi Avustralya'da siyah kuğular gördü.
Sonuç: yanlışlanabilir olmak doğru olmak demek değildir (e yanlış çıktı); yanlışlanamaz olmak da yanlış olmak demek değildir, yalnızca bilimsel değildir.
Kuhn: paradigmalar ve devrimler
Thomas Kuhn (1922–1996), Bilimsel Devrimlerin Yapısı (1962) adlı kitabında bilim tarihine baktı. Bilim insanları çoğu zaman olağan bilim yapar: bir paradigma —ortak kuramlar, yöntemler ve örnek çözümler— içinde “bulmacalar” çözerler ve ilk anomalide paradigmayı terk etmezler. Anomaliler birikir, bir kriz başlar ve sonunda bir bilimsel devrim eski paradigmayı yenisiyle değiştirir. Kuhn'a göre eski ve yeni paradigmalar eşölçülemez olabilir: aynı sözcükler anlam değiştirir; örneğin “kütle” Newton'da ve Einstein'da aynı şey değildir. Örnekler: Batlamyus'tan Kopernik'e (1543), flojistondan Lavoisier'nin oksijen kimyasına (1770'ler), Newton'dan Einstein'a (1905, 1915).
| Soru | Popper | Kuhn |
|---|---|---|
| Bilim nasıl ilerler? | varsayımlar ve çürütmeler yoluyla | olağan bilim ve ara sıra devrimler yoluyla |
| Bilim insanları ne yapar? | kuramları çürütmeye çalışır | bir paradigma içinde bulmaca çözer ve onu korur |
| Anomalilerin rolü | açık tek bir karşı örnek çürütür | bir krize kadar pek çok anomaliye katlanılır |
| Kuram değişimi | akılcı, mantıksal bir süreç | aynı zamanda toplumsal ve psikolojik; algıdaki bir geçişe benzer |
| Başlıca eser | Bilimsel Araştırmanın Mantığı (1934) | Bilimsel Devrimlerin Yapısı (1962) |
Batlamyus sisteminden (Dünya merkezde) Güneş merkezli sisteme geçişi Kuhn'un evreleriyle anlat. Sonra Galileo'nun Venüs'ün evrelerine ilişkin gözlemini Popper'ın bakış açısıyla değerlendir.
Çözümü gösterÇözümü gizle
2) Anomaliler: öngörüler yavaş yavaş gözlemlerden uzaklaştı, sistem giderek karmaşıklaştı.
3) Kriz ve devrim: Kopernik (1543) Güneş'i merkeze koydu; Kepler (1609) yörüngelerin elips olduğunu gösterdi.
4) Yeni paradigma: Newton'un Principia'sı (1687) gök ve yer mekaniğini birleştirdi.
5) Popper'ın bakışı: Galileo 1610'da teleskopla Venüs'ün evrelerinin tamamını gördü; bu Batlamyus sistemiyle bağdaşmıyordu, yani onu çürüttü. Ama Tycho Brahe'nin karma sistemiyle bağdaşıyordu; bu yüzden seçim hemen belirlenmedi. Bu, hem Popper'ın (çürütme) hem de Kuhn'un (uzun geçiş) haklı olduğu yönleri gösterir.
- 1643Prenses Elisabeth'in Descartes'a mektupları
- 1934Popper, Bilimsel Araştırmanın Mantığı
- 1949Ryle, Zihin Kavramı
- 1950Turing, “Hesaplama Makineleri ve Zekâ”
- 1962Kuhn, Bilimsel Devrimlerin Yapısı
- 1974Nagel, “Yarasa Olmak Nasıl Bir Şeydir?”
- 1980Searle, Çin odası
- 1995Chalmers: bilincin “zor problemi”
- 1.Popper'a göre bir kuram ise bilimseldir.
- 2.Kuhn, bir bilim topluluğunun ortak çerçevesine adını verdi.
- 3.Ryle, Descartes düalizmiyle “ hayalet” diye alay etti.
- 4.Searle'ün düşünce deneyine Çin denir.
- 5.Chalmers öznel yaşantının neden var olduğunu sordu: bilincin “zor ”.
- 6.Kuhn'un modelinde bir paradigma içinde bulmaca çözmek bilimdir.
Önemli noktalar
- Zihin–beden görüşleri: düalizm, davranışçılık, özdeşlik kuramı, işlevselcilik; her birinin temel bir güçlüğü vardır.
- Bilinç: öznel “nasıllık” (Nagel), Mary'nin odası (Jackson), zor problem (Chalmers).
- Turing testi ve Çin odası: davranış anlamayı kanıtlar mı?
- Popper: bilim yanlışlanabilir kuramlardan oluşur; (T → O) ∧ ¬O ⊢ ¬T; doğrulamalar bir kuramı asla kanıtlamaz.
- Kuhn: olağan bilim → anomaliler → kriz → devrim (paradigma değişimi).
Kendini test et
10 soru. Her doğru cevap XP kazandırır.